Bazen fevkalade küçük bir şey olur ve gelir zihninizin ortasına saplanır kalır. Birkaç dakika sonra nasıl olup da o kadar büyüyebildiğine, bütün zihninizi kapladığına, sizi keskin uçlu tereddütler elinde oyuncak ettiğine şaşırır kalırsınız.
Gökhan Özcan - ” Serçe Parmağı ”

Bazen fevkalade küçük bir şey olur ve gelir zihninizin ortasına saplanır kalır. Birkaç dakika sonra nasıl olup da o kadar büyüyebildiğine, bütün zihninizi kapladığına, sizi keskin uçlu tereddütler elinde oyuncak ettiğine şaşırır kalırsınız.

Gökhan Özcan - ” Serçe Parmağı ”

Konuşmaktan kaçınıyoruz. Aramızda söylenmeden bilinen sözcüklerle kurulmuş bir köprü var ve konuşursak belki dağılırız.
İnci Aral - ” Uykusuzlar ”

Konuşmaktan kaçınıyoruz. Aramızda söylenmeden bilinen sözcüklerle kurulmuş bir köprü var ve konuşursak belki dağılırız.

İnci Aral - ” Uykusuzlar ”

Terleyen bir el hissindedir yalnızlık, yanan bir boğaz, taşlaşmış bir ten.. Plastik bir bardaktan birşeyler içmeye benzer duygusu. Bazen yapış yapış bazen kupkuru olur, insana kendini kendi teninde eğreti hissettirir.
Fazlaca özenilmiş makyaj ya da toptan bir kendini bırakmışlık görünümündedir yalnızlık. Boş gözlerle bakar dünyaya. Kimi zaman oyuna alınmayı bekleyen bir çocuk, kimi zaman dansa kaldırılmayı bekleyen bir genç kız, kimi zaman masada sevdiği kadının gelmesini bekleyen bir adam haline bürünür. 
Beklenenler gelmez ki yalnızlık olsun. Onun yerine neyi, kimi beklediğini unutturan bir sonsuz an gelir, gitmez olur. O gitmeyen anın ta kendisidir yalnızlık.
Karin Karakaşlı - ” Musait Bir Yerde İnebilirmiyim ”

Terleyen bir el hissindedir yalnızlık, yanan bir boğaz, taşlaşmış bir ten.. Plastik bir bardaktan birşeyler içmeye benzer duygusu. Bazen yapış yapış bazen kupkuru olur, insana kendini kendi teninde eğreti hissettirir.

Fazlaca özenilmiş makyaj ya da toptan bir kendini bırakmışlık görünümündedir yalnızlık. Boş gözlerle bakar dünyaya. Kimi zaman oyuna alınmayı bekleyen bir çocuk, kimi zaman dansa kaldırılmayı bekleyen bir genç kız, kimi zaman masada sevdiği kadının gelmesini bekleyen bir adam haline bürünür.

Beklenenler gelmez ki yalnızlık olsun. Onun yerine neyi, kimi beklediğini unutturan bir sonsuz an gelir, gitmez olur. O gitmeyen anın ta kendisidir yalnızlık.

Karin Karakaşlı - ” Musait Bir Yerde İnebilirmiyim ”

Merak ediyorum, niçin acaba belli bir noktadan sonra insanları sanki iğrendiriyorum. Tuhaf, değil mi! Başlarda hoşlanıyorlar benden; beni alışılmadık ya da özgün buluyorlar; ama sonra onlardan hoşlandığımı göstermek - hatta ipucu vermek - istediğim anda sanki korkup yok olmaya başlıyorlar.
Galiba daha sonra canımdan bezdirecek bu durum beni. Belki de onlara verecek çok fazla şeyim olduğunu anlıyorlar bir yolla. Belki onları korkutan da bu. Ah, birisine verilecek öyle sınırsız, sınırsız sevgim olduğunu hissediyorum ki - birisini öylesine sonsuzca, öylesine bütünüyle sevebilirim ki - onu kollayabilirim - korkunç olan her şeyi ondan uzak tutabilirim - bir şeylerin yapılmasını istedikleri her kez bunu yapmak için yaşadığımı hissettirebilirim.
Ah bir hissedebilsem birisinin beni istediğini, birisine yararım dokunabileceğini, tümden başka bir kişiye dönüşürdüm.
Katherine Mansfield - ” Prelude ” 

Merak ediyorum, niçin acaba belli bir noktadan sonra insanları sanki iğrendiriyorum. Tuhaf, değil mi! Başlarda hoşlanıyorlar benden; beni alışılmadık ya da özgün buluyorlar; ama sonra onlardan hoşlandığımı göstermek - hatta ipucu vermek - istediğim anda sanki korkup yok olmaya başlıyorlar.

Galiba daha sonra canımdan bezdirecek bu durum beni. Belki de onlara verecek çok fazla şeyim olduğunu anlıyorlar bir yolla. Belki onları korkutan da bu. Ah, birisine verilecek öyle sınırsız, sınırsız sevgim olduğunu hissediyorum ki - birisini öylesine sonsuzca, öylesine bütünüyle sevebilirim ki - onu kollayabilirim - korkunç olan her şeyi ondan uzak tutabilirim - bir şeylerin yapılmasını istedikleri her kez bunu yapmak için yaşadığımı hissettirebilirim.

Ah bir hissedebilsem birisinin beni istediğini, birisine yararım dokunabileceğini, tümden başka bir kişiye dönüşürdüm.

Katherine Mansfield - ” Prelude ” 

Bir an gelir birini seversiniz. O iyi ya da kötü olduğu için hissetmezsiniz bunu. Sadece seversiniz. Bu sonsuza dek birlikte olacağınız anlamına gelmez. Birbirinizi incitmeyeceğiniz anlamına da gelmez. Yalnızca seversiniz. Bazen olduğu kişiye rağmen, bazense olduğu kişi yüzünden. Ve onun da sizi sevdiğini bilirsiniz. Kimi zaman sırf siz olduğunuz için, kimi zamansa size rağmen.
Laurell K. Hamilton - ” Incubus Dream ”

Bir an gelir birini seversiniz. O iyi ya da kötü olduğu için hissetmezsiniz bunu. Sadece seversiniz. Bu sonsuza dek birlikte olacağınız anlamına gelmez. Birbirinizi incitmeyeceğiniz anlamına da gelmez. Yalnızca seversiniz. Bazen olduğu kişiye rağmen, bazense olduğu kişi yüzünden. Ve onun da sizi sevdiğini bilirsiniz. Kimi zaman sırf siz olduğunuz için, kimi zamansa size rağmen.

Laurell K. Hamilton - ” Incubus Dream ”

İnsanlar dünyanın güvenli ve düzenli bir yer olması için yıllarca çalıştılar ve çalışmaya devam ediyorlar . Ama hiç kimse bunun ne kadar sıkıcı olabileceğinin farkında değildi. Bütün dünyanın parsellendiğini, hız limitleri konduğunu, bölümlere ayrıldığını, vergilendirildiğini ve düzenlendiğini, bütün insanların sınavlardan geçirildiğini, fişlendiğini, nerede oturduğunun ne yaptığının kaydının yapıldığını düşünün. 
Hiç kimseye macera yaşayacak bir alan kalmadı, satın alınabilenler hariç. Lunaparka gitmek, Film izlemek gibi. Ama yine de bunlar sahte heyecanlardı. Dinozorların çocukları yemeyeceğini bilirsiniz. Büyük bir sahte afetin olma şansı bile oy çoğunluğuyla ortadan kaldırıldı. Gerçek afet veya risk ihtimali olmadığından, Gerçek kurtuluş şansı da ortadan kalkmış oldu. Gerçek mutluluk yok. Gerçek heyecan yok. Eğlence, keşif, buluş yok.
Bizi koruyan kanunlar aslında bizi can sıkıntısına mahkum etmekten başka bir işe yaramazlar. Gerçek karmaşaya ulaşamadığımız sürece, asla gerçekten huzurlu olamayacağız. Her şey berbat bir hal almadığı sürece yoluna da girmeyecek. 
Bunlar Anneciğin ona anlattığı şeylerdi."Keşfedilmemiş tek alan, elle tutulamayanların dünyasıdır. Bunun dışındaki her şey çok sıkı örülmüştür" derdi. 
Çok fazla kanunun içinde hapsolmuş durumdayız. Elle tutulamayanlar derken interneti, filmleri, müziği, hikayeleri, sanatı, dedikoduları, bilgisayar programlarını, yani gerçek olmayan her şeyi kastediyordu. Sanal gerçeklikten bahsediyordu.Yalandan inanılan şeylerden. Kültürden. 
Gerçekdışı şeyler, gerçeklikten daha güçlüdür. Çünkü sadece elle tutulamayan fikirler, mefhumlar, inanışlar ve fanteziler kalır. Taşlar ufalanır. Ağaçlar çürür. İnsanlar da maalesef ölürler. 
Chuck Palahniuk - ” Choke ”

İnsanlar dünyanın güvenli ve düzenli bir yer olması için yıllarca çalıştılar ve çalışmaya devam ediyorlar . Ama hiç kimse bunun ne kadar sıkıcı olabileceğinin farkında değildi. Bütün dünyanın parsellendiğini, hız limitleri konduğunu, bölümlere ayrıldığını, vergilendirildiğini ve düzenlendiğini, bütün insanların sınavlardan geçirildiğini, fişlendiğini, nerede oturduğunun ne yaptığının kaydının yapıldığını düşünün.

Hiç kimseye macera yaşayacak bir alan kalmadı, satın alınabilenler hariç. Lunaparka gitmek, Film izlemek gibi. Ama yine de bunlar sahte heyecanlardı. Dinozorların çocukları yemeyeceğini bilirsiniz. Büyük bir sahte afetin olma şansı bile oy çoğunluğuyla ortadan kaldırıldı. Gerçek afet veya risk ihtimali olmadığından, Gerçek kurtuluş şansı da ortadan kalkmış oldu. Gerçek mutluluk yok. Gerçek heyecan yok. Eğlence, keşif, buluş yok.

Bizi koruyan kanunlar aslında bizi can sıkıntısına mahkum etmekten başka bir işe yaramazlar. Gerçek karmaşaya ulaşamadığımız sürece, asla gerçekten huzurlu olamayacağız. Her şey berbat bir hal almadığı sürece yoluna da girmeyecek. 

Bunlar Anneciğin ona anlattığı şeylerdi."Keşfedilmemiş tek alan, elle tutulamayanların dünyasıdır. Bunun dışındaki her şey çok sıkı örülmüştür" derdi. 

Çok fazla kanunun içinde hapsolmuş durumdayız. Elle tutulamayanlar derken interneti, filmleri, müziği, hikayeleri, sanatı, dedikoduları, bilgisayar programlarını, yani gerçek olmayan her şeyi kastediyordu. Sanal gerçeklikten bahsediyordu.Yalandan inanılan şeylerden. Kültürden. 

Gerçekdışı şeyler, gerçeklikten daha güçlüdür. Çünkü sadece elle tutulamayan fikirler, mefhumlar, inanışlar ve fanteziler kalır. Taşlar ufalanır. Ağaçlar çürür. İnsanlar da maalesef ölürler. 

Chuck Palahniuk - ” Choke ”

Şu karşıki sandalı görüyor musun? Bakın sahile yaklaşıyor. Onu yürüten şey nedir? Kürekleri değil mi? Ya şu uçan martılar! Kanatları yolunsa artık uçabilir mi? Düşünce de böyledir. Dört duvar arasına kapatılmak istenirse kanatsız kuş, küreksiz sandal oluverir ve bütün manasını kaybeder.
Sait Faik Abasıyanık - ” Birtakım İnsanlar ”

Şu karşıki sandalı görüyor musun? Bakın sahile yaklaşıyor. Onu yürüten şey nedir? Kürekleri değil mi? Ya şu uçan martılar! Kanatları yolunsa artık uçabilir mi? Düşünce de böyledir. Dört duvar arasına kapatılmak istenirse kanatsız kuş, küreksiz sandal oluverir ve bütün manasını kaybeder.

Sait Faik Abasıyanık - ” Birtakım İnsanlar ”

Kurtarıcı rolünde Milena! Oysa denedim, biliyorsun: karşındakini yalnız varlığınla kurtarabilirsin, başka hiçbir şeyin yararı yoktur. Sen beni var olmanla kurtarmadın mı? Olmayacak küçücük nesnelerle denemeye de kalkışma artık. 
Birini boğulmaktan kurtarırsın, bu elbette ki büyük bir olaydır, ama kurtardıktan sonra yüzme öğretmeye kalkışırsan, neye yarar? İşi kolaylaştırmak değil midir bu, işi biraz başından atmak? 
Var olduğunu bilmek daha güven sağlar, her an yardıma koşacağını ummak daha iyi… işi yüzme öğretmenine ya da İsviçre’deki otelciye yüklemenin bir yararı yok. 
Hem biliyorsun, kilom 55,40! El ele tutuşmuşuz seninle, nasıl bırakır da giderim? Birlikte gitsek de ne olacak? Bir daha seni bırakıp uzaklara gitmeyeceğim, kafama koydum bunu. Meran cehenneminden yeni döndüm daha.
Franz Kafka - ” Milena’ya Mektuplar ”

Kurtarıcı rolünde Milena! Oysa denedim, biliyorsun: karşındakini yalnız varlığınla kurtarabilirsin, başka hiçbir şeyin yararı yoktur. Sen beni var olmanla kurtarmadın mı? Olmayacak küçücük nesnelerle denemeye de kalkışma artık.

Birini boğulmaktan kurtarırsın, bu elbette ki büyük bir olaydır, ama kurtardıktan sonra yüzme öğretmeye kalkışırsan, neye yarar? İşi kolaylaştırmak değil midir bu, işi biraz başından atmak?

Var olduğunu bilmek daha güven sağlar, her an yardıma koşacağını ummak daha iyi… işi yüzme öğretmenine ya da İsviçre’deki otelciye yüklemenin bir yararı yok.

Hem biliyorsun, kilom 55,40! El ele tutuşmuşuz seninle, nasıl bırakır da giderim? Birlikte gitsek de ne olacak? Bir daha seni bırakıp uzaklara gitmeyeceğim, kafama koydum bunu. Meran cehenneminden yeni döndüm daha.

Franz Kafka - ” Milena’ya Mektuplar ”

Aramızda ancak bir beğeni ayrımı olsaydı tedirgin etmeyecektim sizi. Ama her şey sizin yeteneğiniz varmış da benim yokmuş gibisine akıp gidiyor. 
Amerikanvari hazırlanmış ıstakozu sevip sevmemekte özgürüm, ama insanları sevmiyorsam bir zavallıyım ve gün ışığında bana yer yok. Onlar hayatın anlamını kendi tekellerine aldılar. 
Umarım ki söylemek istediğimi anlıyorsunuz. Üstünde: insancıl olmayan buraya giremez yazılı kapıları otuz üç yıldır zorluyorum işte. Giriştiğim her şeyi bırakmak zorunda kaldım.
Seçmek gerekiyordu: ya uyumsuz ve mahkûm edilmiş bir girişimi, ya da er-geç onların çıkarına yönelmesi gereken bir girişimi.
Jean-Paul Sartre - ” No Exit ”

Aramızda ancak bir beğeni ayrımı olsaydı tedirgin etmeyecektim sizi. Ama her şey sizin yeteneğiniz varmış da benim yokmuş gibisine akıp gidiyor.

Amerikanvari hazırlanmış ıstakozu sevip sevmemekte özgürüm, ama insanları sevmiyorsam bir zavallıyım ve gün ışığında bana yer yok. Onlar hayatın anlamını kendi tekellerine aldılar.

Umarım ki söylemek istediğimi anlıyorsunuz. Üstünde: insancıl olmayan buraya giremez yazılı kapıları otuz üç yıldır zorluyorum işte. Giriştiğim her şeyi bırakmak zorunda kaldım.

Seçmek gerekiyordu: ya uyumsuz ve mahkûm edilmiş bir girişimi, ya da er-geç onların çıkarına yönelmesi gereken bir girişimi.

Jean-Paul Sartre - ” No Exit ”

Beklemek insana acı verir. Unutmak acı verir. Ama ne karar vereceğini bilememek, acıların en büyüğüdür.
Paulo Coelho - ” By the River Piedra I Sat Down and Wept ”

Beklemek insana acı verir. Unutmak acı verir. Ama ne karar vereceğini bilememek, acıların en büyüğüdür.

Paulo Coelho - ” By the River Piedra I Sat Down and Wept ”

Benle mutluluğum arasına saplanan mesafe dünya değildi, bombalar ve yanan binalar değildi, bendim, düşünmemdi, bir şeyleri asla koyuveremiyor olmanın kanseriydi. 
Cehalet tam mutluluk mudur, bilmiyorum ama düşünmek çok acı verici ve söyleyin bana, düşünmek bana ne verdi, beni hangi üstün mertebeye getirdi? 
Düşünüyor, düşünüyor ve düşünüyorum, kendimi milyon kere mutluluğun dışında düşündüm ama bir kere bile içinde düşünmedim. Çıkarabildiğim son sözcük “ben”di ki feci bir şeydi…
Jonathan Safran Foer - ” Extremely Loud and Incredibly Close ”

Benle mutluluğum arasına saplanan mesafe dünya değildi, bombalar ve yanan binalar değildi, bendim, düşünmemdi, bir şeyleri asla koyuveremiyor olmanın kanseriydi.

Cehalet tam mutluluk mudur, bilmiyorum ama düşünmek çok acı verici ve söyleyin bana, düşünmek bana ne verdi, beni hangi üstün mertebeye getirdi?

Düşünüyor, düşünüyor ve düşünüyorum, kendimi milyon kere mutluluğun dışında düşündüm ama bir kere bile içinde düşünmedim. Çıkarabildiğim son sözcük “ben”di ki feci bir şeydi…

Jonathan Safran Foer - ” Extremely Loud and Incredibly Close ”

Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır. Zavallı ve mutsuz insanlar daha kötü olmamak için birbirlerinden uzak durmalıdırlar.
Fyodor Dostoyevsky - ” Poor Folk ”

Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır. Zavallı ve mutsuz insanlar daha kötü olmamak için birbirlerinden uzak durmalıdırlar.

Fyodor Dostoyevsky - ” Poor Folk ”

Bana bunların imkansız olduğunu, bu derece kötü, bu derece aptal olamayacağımı söyleyecekler, biliyorum; hatta Liza’yı sevmememin, hiç olmazsa aşkını takdir etmememin mümkün olmadığını da ilave edeceklerdir muhtemelen. Halbuki neden imkansız olsun? 
İlkin sevmek elimden gelmezdi, çünkü bence sevmek, manevi üstünlük kurmak, zorbalık etmek anlamına gelir. Ömrüm boyunca başka türlü düşünmedim; hatta şimdi bile bazen sevginin sevdiğimizin bize gönül rızasıyla bağışladığı, kendine zorbalık etme hakkından ibaret olduğunu düşünüyorum. 
Yeraltı hayallerimde bile aşkı nefretle başlayan ve manevi zaferimle biten bir mücadeleden başka şekilde kuramıyordum, ama dize getirdiğim varlığı ne yapacağımı hiç bilemedim. 
Kadını canlandıran, onu uçurumun dibine kadar yuvarlanmaktan koruyarak yeniden doğmasını sağlayan biricik kuvvetin aşk olduğunu biliyorum, ama manevi varlığım o derece bozulmuştu ve “canlı hayattan” o kadar uzaklaşmıştım ki, demin bana “dokunaklı sözler” dinlemeye geldiğini sanıp kızı rezil etmeye kalkmamın da, dokunaklı sözler dinlemeye değil, bana olan sevgisi yüzünden geldiğini anlayamamamın da garipsenecek yanı yok bence.
Fyodor Dostoyevsky - ” Notes from Underground & The Grand Inquisitor ”

Bana bunların imkansız olduğunu, bu derece kötü, bu derece aptal olamayacağımı söyleyecekler, biliyorum; hatta Liza’yı sevmememin, hiç olmazsa aşkını takdir etmememin mümkün olmadığını da ilave edeceklerdir muhtemelen. Halbuki neden imkansız olsun?

İlkin sevmek elimden gelmezdi, çünkü bence sevmek, manevi üstünlük kurmak, zorbalık etmek anlamına gelir. Ömrüm boyunca başka türlü düşünmedim; hatta şimdi bile bazen sevginin sevdiğimizin bize gönül rızasıyla bağışladığı, kendine zorbalık etme hakkından ibaret olduğunu düşünüyorum.

Yeraltı hayallerimde bile aşkı nefretle başlayan ve manevi zaferimle biten bir mücadeleden başka şekilde kuramıyordum, ama dize getirdiğim varlığı ne yapacağımı hiç bilemedim.

Kadını canlandıran, onu uçurumun dibine kadar yuvarlanmaktan koruyarak yeniden doğmasını sağlayan biricik kuvvetin aşk olduğunu biliyorum, ama manevi varlığım o derece bozulmuştu ve “canlı hayattan” o kadar uzaklaşmıştım ki, demin bana “dokunaklı sözler” dinlemeye geldiğini sanıp kızı rezil etmeye kalkmamın da, dokunaklı sözler dinlemeye değil, bana olan sevgisi yüzünden geldiğini anlayamamamın da garipsenecek yanı yok bence.

Fyodor Dostoyevsky - ” Notes from Underground & The Grand Inquisitor ”

Gerçekten aşık bir kadın, kendi benliğini unutur zaman zaman; bir benliği olduğunu söyler, kendini buna inandırmaya çalışır, ama doğru değildir. Sevdiği adamın, kendisinde bulmak istediği kadını anlamaya ve o kadın olmaya çalışır.
André Maurois - ” Climats ”

Gerçekten aşık bir kadın, kendi benliğini unutur zaman zaman; bir benliği olduğunu söyler, kendini buna inandırmaya çalışır, ama doğru değildir. Sevdiği adamın, kendisinde bulmak istediği kadını anlamaya ve o kadın olmaya çalışır.

André Maurois - ” Climats ”

Hayır, hayır. Yalnızca dünyanın en mutsuz insanları sonsuza dek yaşamak ister, çünkü hayatları boyunca istedikleri hiçbir şeyi yapamadıklarını düşünürler. Yeterince zamanları olmadığını, hayattan paylarına düşeni alamadıklarını hissederler.
Carol Rifka Brunt - ” Tell the Wolves I’m Home ”

Hayır, hayır. Yalnızca dünyanın en mutsuz insanları sonsuza dek yaşamak ister, çünkü hayatları boyunca istedikleri hiçbir şeyi yapamadıklarını düşünürler. Yeterince zamanları olmadığını, hayattan paylarına düşeni alamadıklarını hissederler.

Carol Rifka Brunt - ” Tell the Wolves I’m Home ”