İnsan emanet etmeye kıyamıyorda bazen duygularını .. Ya kırarlarsa ya onlara kötü davranırlarsa diye düşünüp duruyor..Alıp cami havlusuna bırakırcasına , tek başlarına bırakılıp terkediliyor duygular..
Semih KUŞKAYA - ” Özlem Salvoları ”

İnsan emanet etmeye kıyamıyorda bazen duygularını .. Ya kırarlarsa ya onlara kötü davranırlarsa diye düşünüp duruyor..Alıp cami havlusuna bırakırcasına , tek başlarına bırakılıp terkediliyor duygular..

Semih KUŞKAYA - ” Özlem Salvoları ”

Duygusal etkileşime girince kişi , bir anda kendini sorgulamalar başlıyor arkasından .. Acaba kendimi en iyi ifade eden cümle ve konuşma şekli nasıl olmalı diyorsun kendi kendine  .. 
O anda sevdiğimiz kişiye; 27 yıllık bir araba modelini ‘’ Bu ben oluyorum ‘’ 0 gösterme çabaları başlıyor ..  Aa olur mu hiç ! gerekirse sevgi dediğiniz yarışta son hızla giderim diyor kişi yürek yemiş şekilde .. Hiç farketmeden aşırı bir öz güvenle çevreleniyor kişi .. 
Daha sonra ilk keskin virajda devrilip gidiyor izlenimler .. 
Semih KUŞKAYA - ” Özlem Salvoları ”

Duygusal etkileşime girince kişi , bir anda kendini sorgulamalar başlıyor arkasından .. Acaba kendimi en iyi ifade eden cümle ve konuşma şekli nasıl olmalı diyorsun kendi kendine  ..

O anda sevdiğimiz kişiye; 27 yıllık bir araba modelini ‘’ Bu ben oluyorum ‘’ 0 gösterme çabaları başlıyor ..  Aa olur mu hiç ! gerekirse sevgi dediğiniz yarışta son hızla giderim diyor kişi yürek yemiş şekilde .. Hiç farketmeden aşırı bir öz güvenle çevreleniyor kişi ..

Daha sonra ilk keskin virajda devrilip gidiyor izlenimler .. 

Semih KUŞKAYA - ” Özlem Salvoları ”

Şu tek kelimelik ve oldukça basit “bilmiyorum” sözü veya 4. Louis’nin severek kullandığı “bir bakayım” ifadesi sabırla ve sebatla söylenebilse, konuşmaların ortalama değeri mucizevi tarzda yükseltilmiş olurdu.
André Maurois - ” Yaşamak Sanatı ”

Şu tek kelimelik ve oldukça basit “bilmiyorum” sözü veya 4. Louis’nin severek kullandığı “bir bakayım” ifadesi sabırla ve sebatla söylenebilse, konuşmaların ortalama değeri mucizevi tarzda yükseltilmiş olurdu.

André Maurois - ” Yaşamak Sanatı ”

"Sonuçta savaş dediğiniz şey, anlamadığınız ne varsa odur" 
Louis-Ferdinand Céline - ” Gecenin Sonuna Yolculuk ”

"Sonuçta savaş dediğiniz şey, anlamadığınız ne varsa odur" 

Louis-Ferdinand Céline - ” Gecenin Sonuna Yolculuk ”

Hayır, ben insan ırkından umudu kesmedim. Onlara hiç anlatılmadı ki, çoğu hayvan gibi doğup hayvan gibi öldü. Ben eşşekkafalı politikacıları ve sözde halk liderlerini suçluyorum; bu konudan devamlı kaçındılar, örtbas ettiler çünkü tartışmalı bir konuydu - canı cehenneme dediler, etkisini gösterene kadar yıllar geçer, benden sonra gelecekler düşünsün. 
Böylece insanoğlu bir asır içinde, birikmesi milyonlarca yıl süren yeryüzü kaynaklarını sildi süpürdü ve üst kademede hiç kimse buna aldırış etmedi, onları uyarmaya çalışan sesleri dinlemedi, bıraktılar fazla üretelim ve fazla tüketelim; şimdi de petrol bitti, toprağın humus tabakası eridi gitti, ağaçlar kesildi, hayvanların soyu tükendi, yeryüzü zehirlendi, bütün bunların karşılığında elimizde ne var, geri kalan kırıntılar için savaş eden yedi milyar insan, sefil bir hayat süren ve hâlâ kontrolsüz bir şekilde üreyen insanlar.
 Onun için ayağa kalkıp bir şeyler söyleme zamanı geldi bence.
Harry Harrison - ” Make Room ! Make Room ! ”

Hayır, ben insan ırkından umudu kesmedim. Onlara hiç anlatılmadı ki, çoğu hayvan gibi doğup hayvan gibi öldü. Ben eşşekkafalı politikacıları ve sözde halk liderlerini suçluyorum; bu konudan devamlı kaçındılar, örtbas ettiler çünkü tartışmalı bir konuydu - canı cehenneme dediler, etkisini gösterene kadar yıllar geçer, benden sonra gelecekler düşünsün.

Böylece insanoğlu bir asır içinde, birikmesi milyonlarca yıl süren yeryüzü kaynaklarını sildi süpürdü ve üst kademede hiç kimse buna aldırış etmedi, onları uyarmaya çalışan sesleri dinlemedi, bıraktılar fazla üretelim ve fazla tüketelim; şimdi de petrol bitti, toprağın humus tabakası eridi gitti, ağaçlar kesildi, hayvanların soyu tükendi, yeryüzü zehirlendi, bütün bunların karşılığında elimizde ne var, geri kalan kırıntılar için savaş eden yedi milyar insan, sefil bir hayat süren ve hâlâ kontrolsüz bir şekilde üreyen insanlar.

Onun için ayağa kalkıp bir şeyler söyleme zamanı geldi bence.

Harry Harrison - ” Make Room ! Make Room ! ”

Sana anlam ifade eden şeyler hakkında diğer insanlarla çok fazla konuşma fırsatı bulamıyorsun değil mi?
Jo Walton - ” Among Others ”

Sana anlam ifade eden şeyler hakkında diğer insanlarla çok fazla konuşma fırsatı bulamıyorsun değil mi?

Jo Walton - ” Among Others ”

"Her gün radyo ve TV’nin çeşitli kanallarından beş yüz saat kadar bir yayın yapıldığının farkında mısınız? (…) İnsanların artık pasif süngerler haline gelmesine şaşmamalı; yalnızca emiyor ama herhangi bir şey yaratmıyorlar. Kişi başına ortalama program izleme süresinin günde üç saat olduğunu biliyor muydunuz?"
Arthur C.Clarke - ” Son Nesil ”

"Her gün radyo ve TV’nin çeşitli kanallarından beş yüz saat kadar bir yayın yapıldığının farkında mısınız? (…) İnsanların artık pasif süngerler haline gelmesine şaşmamalı; yalnızca emiyor ama herhangi bir şey yaratmıyorlar. Kişi başına ortalama program izleme süresinin günde üç saat olduğunu biliyor muydunuz?"

Arthur C.Clarke - ” Son Nesil ”

İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kamplarından kurtulanlar üzerine çok araştırma yapıldı. Bunlardan biri, hayatta kalanların hemen hemen hepsinde ortak bir özellik olduğunu gösterdi : Kendi kafaları içinde özgür kalmak .
Örneğin gün boyu yiyecek küçücük bir ekmek parçaları varsa, kendilerine şöyle diyorlardı: Bu ekmeği dilediğim zaman yemekte özgürüm. Onu ne zaman ağzıma atacağımı seçmekte özgürüm.
Laurent Gounelle - ” Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer ”

İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kamplarından kurtulanlar üzerine çok araştırma yapıldı. Bunlardan biri, hayatta kalanların hemen hemen hepsinde ortak bir özellik olduğunu gösterdi : Kendi kafaları içinde özgür kalmak .

Örneğin gün boyu yiyecek küçücük bir ekmek parçaları varsa, kendilerine şöyle diyorlardı: Bu ekmeği dilediğim zaman yemekte özgürüm. Onu ne zaman ağzıma atacağımı seçmekte özgürüm.

Laurent Gounelle - ” Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer ”

“Geçenlerde gazetede okudum, birkaç öğretmen otuzlu yıllarda ülke çapında birçok okula dağıtılan bir anket bulmuş. Ülkenin değişik yerlerinden gönderilmiş, cevaplandırılmış, doldurulmuş anket formları. Karşılaştıkları en büyük sorunlar diye sınıfta konuşmak, koridorlarda koşmak gibi şeyler yazmışlar. Çiklet çiğneme. Ev ödevlerinde kopya. Bu tür şeyler.
Doldurulmamış anket formlarından birini çoğaltıp yine aynı okullara göndermişler. Kırk yıl sonra. Cevaplar gelmiş. Tecavüz, kundakçılık, cinayet. Uyuşturucu. İntihar. Bunu çok düşündüm. Çoğu zaman dünyanın gidişatı kötü filan dediğimde insanlar gülümseyip yaşlandığımı söylüyor bana. Yaşlanma göstergesiymiş.
Ama bana sorarsan insanların ırzına geçip öldürmekle çiklet çiğnemek arasında fark göremeyen bir insan benden çok daha kötü durumdadır. Kırk yıl o kadar uzun bir süre değil. Belki kırk yıl sonra bazıları uyanır. Çok geç olmamışsa.” 

Cormac McCarthy - ” İhtiyarlara Yer Yok ”

“Geçenlerde gazetede okudum, birkaç öğretmen otuzlu yıllarda ülke çapında birçok okula dağıtılan bir anket bulmuş. Ülkenin değişik yerlerinden gönderilmiş, cevaplandırılmış, doldurulmuş anket formları. Karşılaştıkları en büyük sorunlar diye sınıfta konuşmak, koridorlarda koşmak gibi şeyler yazmışlar. Çiklet çiğneme. Ev ödevlerinde kopya. Bu tür şeyler.

Doldurulmamış anket formlarından birini çoğaltıp yine aynı okullara göndermişler. Kırk yıl sonra. Cevaplar gelmiş. Tecavüz, kundakçılık, cinayet. Uyuşturucu. İntihar. Bunu çok düşündüm. Çoğu zaman dünyanın gidişatı kötü filan dediğimde insanlar gülümseyip yaşlandığımı söylüyor bana. Yaşlanma göstergesiymiş.

Ama bana sorarsan insanların ırzına geçip öldürmekle çiklet çiğnemek arasında fark göremeyen bir insan benden çok daha kötü durumdadır. Kırk yıl o kadar uzun bir süre değil. Belki kırk yıl sonra bazıları uyanır. Çok geç olmamışsa.” 

Cormac McCarthy - ” İhtiyarlara Yer Yok ”

Takıntılarımız, taktığımız şeylerden haz almamızı sağlar. 
Kimimiz kafamızdaki bir hikâyeye takar ve bundan haz alır; kimimiz de öldürdüğü insanların etini yiyerek yaptığı işten haz alır. 
Buradaki temel soru şu: Bize haz veren takıntılarımız olmasa ne yapardık? 
Hepimiz, hayatlarımızın bir köşesinde psikopatlık derecesinde kibar bir şiddet ediniriz ve bu, bizim yaratıcılığımızı kamçıladığı gibi haz almamızı da gerekli bir mecburiyete dönüştürür. 
Haz almanın doğrusu yanlışı yoktur; hatalı metodu vardır. Yönteminizi iyi düşünün. 

Bryan Fuller - ” Hannibal ”

Takıntılarımız, taktığımız şeylerden haz almamızı sağlar. 

Kimimiz kafamızdaki bir hikâyeye takar ve bundan haz alır; kimimiz de öldürdüğü insanların etini yiyerek yaptığı işten haz alır. 

Buradaki temel soru şu: Bize haz veren takıntılarımız olmasa ne yapardık? 

Hepimiz, hayatlarımızın bir köşesinde psikopatlık derecesinde kibar bir şiddet ediniriz ve bu, bizim yaratıcılığımızı kamçıladığı gibi haz almamızı da gerekli bir mecburiyete dönüştürür. 

Haz almanın doğrusu yanlışı yoktur; hatalı metodu vardır. Yönteminizi iyi düşünün. 

Bryan Fuller - ” Hannibal ”

“Kendisi İngilizce bilmediği gibi, Türkçe de bilmiyor. Bir kitabında “imam ikindi namazı saatinde cami balkonuna çıkarak ezan okudu” yazıyor. Bir kere namaz saati olmaz, vakti olur. Cami balkonu yoktur, minare şerefesi vardır. Ezanı da imam değil müezzin okur. Bu örnekle de sabittir ki yaşadığı bir toplumun kültüründen haberi olmayan bir yazar, Nobel de alsa doğru eserler ortaya koymaz.”
İlber Ortaylı - ” Orhan Pamuk Hakkında ”

“Kendisi İngilizce bilmediği gibi, Türkçe de bilmiyor. Bir kitabında “imam ikindi namazı saatinde cami balkonuna çıkarak ezan okudu” yazıyor. Bir kere namaz saati olmaz, vakti olur. Cami balkonu yoktur, minare şerefesi vardır. Ezanı da imam değil müezzin okur. Bu örnekle de sabittir ki yaşadığı bir toplumun kültüründen haberi olmayan bir yazar, Nobel de alsa doğru eserler ortaya koymaz.”

İlber Ortaylı - ” Orhan Pamuk Hakkında ”

"Umarım dünyayı kurtarıyoruzdur," dedi Thom."Süper olurdu," dedi Erik. "Ünlü olurduk, kızlarla falan tanışırdık."Thom, dünyayı kimler kurtardı diye düşündü. Aslına bakarsanız, o kadar da çok “Dünyayı kurtaran” kahraman yoktu bu dünyada. Dünyayı kurtarmak - zamanı geldiğinde kırmızı düğmeye basmayı reddeden kişi olmadığınız sürece - belki de imkansızdı. Aslında milyonlarca kahraman vardı ve her biri kendi payına, dünyanın ufak bir bölümünü kurtarıyordu.
Benjamin Parzybok - ” Koltuk ”

"Umarım dünyayı kurtarıyoruzdur," dedi Thom.

"Süper olurdu," dedi Erik. "Ünlü olurduk, kızlarla falan tanışırdık."

Thom, dünyayı kimler kurtardı diye düşündü. Aslına bakarsanız, o kadar da çok “Dünyayı kurtaran” kahraman yoktu bu dünyada. Dünyayı kurtarmak - zamanı geldiğinde kırmızı düğmeye basmayı reddeden kişi olmadığınız sürece - belki de imkansızdı. Aslında milyonlarca kahraman vardı ve her biri kendi payına, dünyanın ufak bir bölümünü kurtarıyordu.

Benjamin Parzybok - ” Koltuk ”

Sevgili Watson, alçakgönüllülüğü meziyet sayanları anlayamıyorum. Bir mantıkçı için, her şey tam olarak ne ise öyle görünmelidir. Kendini küçük görmek de, yeteneklerini abartmak da gerçeklerden kaçmaktır.
Sir Arthur Conan Doyle - ” Suç Detayda Gizlidir ”

Sevgili Watson, alçakgönüllülüğü meziyet sayanları anlayamıyorum. Bir mantıkçı için, her şey tam olarak ne ise öyle görünmelidir. Kendini küçük görmek de, yeteneklerini abartmak da gerçeklerden kaçmaktır.

Sir Arthur Conan Doyle - ” Suç Detayda Gizlidir ”

Bu dünyanın trajedisi, ister ıstırap, ister neşe zamanına sıkışıp kalmış olsun, hiç kimsenin mutlu olmaması. Bu dünyanın trajedisi, herkesin yalnız olması… Geçmişteki bir yaşam bugünle, şimdiyle paylaşılamıyor çünkü. Zamana sıkışıp kalan herkes, tek başına sıkışıp kalıyor.
Alan Lightman - ” Einstein’in Düşleri ”

Bu dünyanın trajedisi, ister ıstırap, ister neşe zamanına sıkışıp kalmış olsun, hiç kimsenin mutlu olmaması. Bu dünyanın trajedisi, herkesin yalnız olması… Geçmişteki bir yaşam bugünle, şimdiyle paylaşılamıyor çünkü. Zamana sıkışıp kalan herkes, tek başına sıkışıp kalıyor.

Alan Lightman - ” Einstein’in Düşleri ”

Beyinlerinin bu karanlık ve kilitli köşelerinden kurtulabilmeyi isterdi, çünkü burada saklı olanlar arada sırada bir an için yüzeye çıkıyor, zihninin neşe ve eğlence bölümünü tuhaf düşüncelerle doldurarak, kendisini hayatının temel görevi olarak gördüğü şeyden, yani harika bir şekilde iyi zaman geçirmekten alıkoymaya çalışıyorlardı.
Douglas Adams - ” The Restaurant at the End of the Universe ”

Beyinlerinin bu karanlık ve kilitli köşelerinden kurtulabilmeyi isterdi, çünkü burada saklı olanlar arada sırada bir an için yüzeye çıkıyor, zihninin neşe ve eğlence bölümünü tuhaf düşüncelerle doldurarak, kendisini hayatının temel görevi olarak gördüğü şeyden, yani harika bir şekilde iyi zaman geçirmekten alıkoymaya çalışıyorlardı.

Douglas Adams - ” The Restaurant at the End of the Universe ”