“Kendisi İngilizce bilmediği gibi, Türkçe de bilmiyor. Bir kitabında “imam ikindi namazı saatinde cami balkonuna çıkarak ezan okudu” yazıyor. Bir kere namaz saati olmaz, vakti olur. Cami balkonu yoktur, minare şerefesi vardır. Ezanı da imam değil müezzin okur. Bu örnekle de sabittir ki yaşadığı bir toplumun kültüründen haberi olmayan bir yazar, Nobel de alsa doğru eserler ortaya koymaz.”
İlber Ortaylı - ” Orhan Pamuk Hakkında ”

“Kendisi İngilizce bilmediği gibi, Türkçe de bilmiyor. Bir kitabında “imam ikindi namazı saatinde cami balkonuna çıkarak ezan okudu” yazıyor. Bir kere namaz saati olmaz, vakti olur. Cami balkonu yoktur, minare şerefesi vardır. Ezanı da imam değil müezzin okur. Bu örnekle de sabittir ki yaşadığı bir toplumun kültüründen haberi olmayan bir yazar, Nobel de alsa doğru eserler ortaya koymaz.”

İlber Ortaylı - ” Orhan Pamuk Hakkında ”

"Umarım dünyayı kurtarıyoruzdur," dedi Thom."Süper olurdu," dedi Erik. "Ünlü olurduk, kızlarla falan tanışırdık."Thom, dünyayı kimler kurtardı diye düşündü. Aslına bakarsanız, o kadar da çok “Dünyayı kurtaran” kahraman yoktu bu dünyada. Dünyayı kurtarmak - zamanı geldiğinde kırmızı düğmeye basmayı reddeden kişi olmadığınız sürece - belki de imkansızdı. Aslında milyonlarca kahraman vardı ve her biri kendi payına, dünyanın ufak bir bölümünü kurtarıyordu.
Benjamin Parzybok - ” Koltuk ”

"Umarım dünyayı kurtarıyoruzdur," dedi Thom.

"Süper olurdu," dedi Erik. "Ünlü olurduk, kızlarla falan tanışırdık."

Thom, dünyayı kimler kurtardı diye düşündü. Aslına bakarsanız, o kadar da çok “Dünyayı kurtaran” kahraman yoktu bu dünyada. Dünyayı kurtarmak - zamanı geldiğinde kırmızı düğmeye basmayı reddeden kişi olmadığınız sürece - belki de imkansızdı. Aslında milyonlarca kahraman vardı ve her biri kendi payına, dünyanın ufak bir bölümünü kurtarıyordu.

Benjamin Parzybok - ” Koltuk ”

Sevgili Watson, alçakgönüllülüğü meziyet sayanları anlayamıyorum. Bir mantıkçı için, her şey tam olarak ne ise öyle görünmelidir. Kendini küçük görmek de, yeteneklerini abartmak da gerçeklerden kaçmaktır.
Sir Arthur Conan Doyle - ” Suç Detayda Gizlidir ”

Sevgili Watson, alçakgönüllülüğü meziyet sayanları anlayamıyorum. Bir mantıkçı için, her şey tam olarak ne ise öyle görünmelidir. Kendini küçük görmek de, yeteneklerini abartmak da gerçeklerden kaçmaktır.

Sir Arthur Conan Doyle - ” Suç Detayda Gizlidir ”

Bu dünyanın trajedisi, ister ıstırap, ister neşe zamanına sıkışıp kalmış olsun, hiç kimsenin mutlu olmaması. Bu dünyanın trajedisi, herkesin yalnız olması… Geçmişteki bir yaşam bugünle, şimdiyle paylaşılamıyor çünkü. Zamana sıkışıp kalan herkes, tek başına sıkışıp kalıyor.
Alan Lightman - ” Einstein’in Düşleri ”

Bu dünyanın trajedisi, ister ıstırap, ister neşe zamanına sıkışıp kalmış olsun, hiç kimsenin mutlu olmaması. Bu dünyanın trajedisi, herkesin yalnız olması… Geçmişteki bir yaşam bugünle, şimdiyle paylaşılamıyor çünkü. Zamana sıkışıp kalan herkes, tek başına sıkışıp kalıyor.

Alan Lightman - ” Einstein’in Düşleri ”

Beyinlerinin bu karanlık ve kilitli köşelerinden kurtulabilmeyi isterdi, çünkü burada saklı olanlar arada sırada bir an için yüzeye çıkıyor, zihninin neşe ve eğlence bölümünü tuhaf düşüncelerle doldurarak, kendisini hayatının temel görevi olarak gördüğü şeyden, yani harika bir şekilde iyi zaman geçirmekten alıkoymaya çalışıyorlardı.
Douglas Adams - ” The Restaurant at the End of the Universe ”

Beyinlerinin bu karanlık ve kilitli köşelerinden kurtulabilmeyi isterdi, çünkü burada saklı olanlar arada sırada bir an için yüzeye çıkıyor, zihninin neşe ve eğlence bölümünü tuhaf düşüncelerle doldurarak, kendisini hayatının temel görevi olarak gördüğü şeyden, yani harika bir şekilde iyi zaman geçirmekten alıkoymaya çalışıyorlardı.

Douglas Adams - ” The Restaurant at the End of the Universe ”

Bilgisizliğin verdiği güveni, bilgi hiçbir zaman verememiştir.
Charles Darwin - ” The life and letters of Charles Darwin ”

Bilgisizliğin verdiği güveni, bilgi hiçbir zaman verememiştir.

Charles Darwin - ” The life and letters of Charles Darwin ”

Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı.
Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmeyi öğrettiler.
Gözümüzü açtığımızda, bizim elimizde İncil onların elinde topraklarımız vardı.


Jomo Kenyatta - ” The first Prime Minister of Kenya ”
Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı.
Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmeyi öğrettiler.
Gözümüzü açtığımızda, bizim elimizde İncil onların elinde topraklarımız vardı.
Jomo Kenyatta - ” The first Prime Minister of Kenya ”
Diğer birçok dinde ya da inanışta olduğu gibi tek tanrılı semavi dinlerin de hepsinde kurban kesme geleneği var ve bu gelenek ortak inanış biçimiyle Tevrat’a, özü bakımından da Sümerlere uzanıyor. 
Tevrat’a göre Hz. İbrahim’in, eşi Sara’dan çocuğu olmaz. Hz. İbrahim, Sara’dan bir çocuğu olması durumunda bunu Tanrı’ya kurban olarak adar. Bu arada cariyesi Hacer’den İsmail doğar. Yaşı ilerlemiş (100 ya da 125 yaşında) olmasına karşın, Sara bir oğlan doğurur. Oğlanın adını İshak koyarlar. 
Hz. İbrahim, Tanrı’nın isteği üzerine oğlu ile birlikte Moriah Dağı’na gider, orada bir sunak hazırlar, üzerine odun dizer ve İshak’ı, sunaktaki odunların üzerine yatırır. Tam onu boğazlamak için bıçağına uzanmıştır ki, Tanrı’nın meleği göklerden seslenir ve “Çocuğa dokunma!” der. “Ona hiçbir şey yapma. Şimdi Tanrı’dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.” Hz. İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç görür. Gidip koçu getirir. Oğlunun yerine onu kurban eder.

Şimdi  yüzlerce yıldır kesilen o koyunlara ,koçlara, büyükbaşlara bir mikrofon uzatılsa o an orada çalılara takılan o koç için neler söylerlerdi acaba ? diye düşünemeden edemiyorsunuz değil mi ..

Semih Kuşkaya - ” Kurbanlık Koyunların Ruh Halleri ”

Diğer birçok dinde ya da inanışta olduğu gibi tek tanrılı semavi dinlerin de hepsinde kurban kesme geleneği var ve bu gelenek ortak inanış biçimiyle Tevrat’a, özü bakımından da Sümerlere uzanıyor.

Tevrat’a göre Hz. İbrahim’in, eşi Sara’dan çocuğu olmaz. Hz. İbrahim, Sara’dan bir çocuğu olması durumunda bunu Tanrı’ya kurban olarak adar. Bu arada cariyesi Hacer’den İsmail doğar. Yaşı ilerlemiş (100 ya da 125 yaşında) olmasına karşın, Sara bir oğlan doğurur. Oğlanın adını İshak koyarlar.

Hz. İbrahim, Tanrı’nın isteği üzerine oğlu ile birlikte Moriah Dağı’na gider, orada bir sunak hazırlar, üzerine odun dizer ve İshak’ı, sunaktaki odunların üzerine yatırır. Tam onu boğazlamak için bıçağına uzanmıştır ki, Tanrı’nın meleği göklerden seslenir ve “Çocuğa dokunma!” der. “Ona hiçbir şey yapma. Şimdi Tanrı’dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.” Hz. İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç görür. Gidip koçu getirir. Oğlunun yerine onu kurban eder.

Şimdi  yüzlerce yıldır kesilen o koyunlara ,koçlara, büyükbaşlara bir mikrofon uzatılsa o an orada çalılara takılan o koç için neler söylerlerdi acaba ? diye düşünemeden edemiyorsunuz değil mi ..

Semih Kuşkaya - ” Kurbanlık Koyunların Ruh Halleri ”

Dünyaca ünlü keman virtüözü Joshua Bell, Stradivarious kemanıyla Washington’da sabahın en kalabalık saatinde metro istasyonunda sokak çalgıcısı kılığında küçük bir konser verir. Toplam 1097 kişiden yalnızca 27’si (%2,5) açık keman kutusuna para bırakırken, yalnızca 7 kişi (%0,5) müziği dinlemek için bir dakikadan fazla oyalanmıştır. 
Bell, bir saate yakın keman çalar ve 32 dolar kazanır. Bell, konu ile ilgili bir sohbette sonuca hiç şaşırmadığını tam tersi bir deneyin de aynı sonucu vereceğini söyler. Ne kadar iyi müzik yaparlarsa yapsınlar sokak çalgıcılarına karşı hele de kıyafeti sıradan ise önyargılıyızdır. 
Sabahın o saatinde dünyanın en ünlü keman virtüözlerinden birisinin orada keman çalacağını beklemeyiz. Yani beynimiz dışarıdan gelen verilere karşı yansız ve adaletli davranmaz. Ayrıca beklentiler kalıp yargılara da etkir.
Prof.Dr. H.Tuğrul Atasoy - ” Bilim ve Gelecek Dergisi , Sayı 104 ”

Dünyaca ünlü keman virtüözü Joshua Bell, Stradivarious kemanıyla Washington’da sabahın en kalabalık saatinde metro istasyonunda sokak çalgıcısı kılığında küçük bir konser verir. Toplam 1097 kişiden yalnızca 27’si (%2,5) açık keman kutusuna para bırakırken, yalnızca 7 kişi (%0,5) müziği dinlemek için bir dakikadan fazla oyalanmıştır.

Bell, bir saate yakın keman çalar ve 32 dolar kazanır. Bell, konu ile ilgili bir sohbette sonuca hiç şaşırmadığını tam tersi bir deneyin de aynı sonucu vereceğini söyler. Ne kadar iyi müzik yaparlarsa yapsınlar sokak çalgıcılarına karşı hele de kıyafeti sıradan ise önyargılıyızdır.

Sabahın o saatinde dünyanın en ünlü keman virtüözlerinden birisinin orada keman çalacağını beklemeyiz. Yani beynimiz dışarıdan gelen verilere karşı yansız ve adaletli davranmaz. Ayrıca beklentiler kalıp yargılara da etkir.

Prof.DrH.Tuğrul Atasoy - ” Bilim ve Gelecek Dergisi , Sayı 104 ”

Kişinin yalnızlığının yanı sıra fizik sıkışıklığın maddi baskısını da hesaba katmamız gerekir. Her hayvanın, belirli bir yaşama alanına ihtiyacı vardır. Hayvanat bahçesinde olduğu gibi İnsanat Bahçesinde de çok daraltılmıştır bu alan. Bunun da birtakım kötü sonuçları olabilir. Bir yere kapanık kalma korkusunu anormal bir tepki sayarız. Aşırı biçimiyle böyle olduğuna kuşku yok. Ama daha hafif ve farkına varılması daha güç olan biçimiyle, her kentliyi etkileyen bir duygudur bu. Kapalı kalma korkusuna çare bulmak için birtakım denemelere girişilmiştir. Kentin bazı kesimleri, sembolik olarak, açık alanlara ayrılır:




Park dediğimiz “doğal ortam” parçalarıdır bunlar. Başlangıçta parklar, geyik ve benzeri av hayvanlarının yaşadığı avlanma alanlarıydı; süper-kabilenin zenginleri burada atadan kalma avlanma içgüdülerini avcılık oynayarak tatmin etsinler diye. Ama şimdi modern kentlerin parklarında hayvan değil, bitkiler yetişmektedir yalnızca.




Sırf yüzölçümüne bakacak olursak, kentteki parklar gülünç gelir bize. Kentte barınan koca insan yığınına doğal boyutlarda bir gezinme alanı sağlamak için bu parkların milyonlarca kilometrekarelik olması gerekirdi. Şimdikiler için “hiç yoktan iyidir” diyebiliriz ancak.
Açıklık arayan kentlilerin yapabilecekleri tek şey, kırlarda kısa gezintilere çıkmaktır ki, onlar da bunu büyük bir istekle yapmaktadırlar. Otomobili olanlar, her hafta sonu yollara dökülür, arabalar tampon tampona sıraya dizilir ve aynı şekilde geri dönülür. Kentin onları mahkûm ettiği doğa dışı sıkışıklığa karşı savaşlarını sürdürmüşlerdir böylece. Süper-kabilelerin tıklım tıklım yolları bu gezintileri bir ayin haline getirebilmişse yine ne mutlu. 
Her şeyden vazgeçmiş olmaktan daha iyidir böylesi. Kafesin içinde bir aşağı bir yukarı dolaşan hayvan da, tampon tampona arabalarla gezmeye çıkanlara benzer.
Desmond Morris - ” İnsanat Bahçesi ”
Kişinin yalnızlığının yanı sıra fizik sıkışıklığın maddi baskısını da hesaba katmamız gerekir. Her hayvanın, belirli bir yaşama alanına ihtiyacı vardır. Hayvanat bahçesinde olduğu gibi İnsanat Bahçesinde de çok daraltılmıştır bu alan. Bunun da birtakım kötü sonuçları olabilir. Bir yere kapanık kalma korkusunu anormal bir tepki sayarız. Aşırı biçimiyle böyle olduğuna kuşku yok. Ama daha hafif ve farkına varılması daha güç olan biçimiyle, her kentliyi etkileyen bir duygudur bu. Kapalı kalma korkusuna çare bulmak için birtakım denemelere girişilmiştir. Kentin bazı kesimleri, sembolik olarak, açık alanlara ayrılır:
Park dediğimiz “doğal ortam” parçalarıdır bunlar. Başlangıçta parklar, geyik ve benzeri av hayvanlarının yaşadığı avlanma alanlarıydı; süper-kabilenin zenginleri burada atadan kalma avlanma içgüdülerini avcılık oynayarak tatmin etsinler diye. Ama şimdi modern kentlerin parklarında hayvan değil, bitkiler yetişmektedir yalnızca.
Sırf yüzölçümüne bakacak olursak, kentteki parklar gülünç gelir bize. Kentte barınan koca insan yığınına doğal boyutlarda bir gezinme alanı sağlamak için bu parkların milyonlarca kilometrekarelik olması gerekirdi. Şimdikiler için “hiç yoktan iyidir” diyebiliriz ancak.

Açıklık arayan kentlilerin yapabilecekleri tek şey, kırlarda kısa gezintilere çıkmaktır ki, onlar da bunu büyük bir istekle yapmaktadırlar. Otomobili olanlar, her hafta sonu yollara dökülür, arabalar tampon tampona sıraya dizilir ve aynı şekilde geri dönülür. Kentin onları mahkûm ettiği doğa dışı sıkışıklığa karşı savaşlarını sürdürmüşlerdir böylece. Süper-kabilelerin tıklım tıklım yolları bu gezintileri bir ayin haline getirebilmişse yine ne mutlu.

Her şeyden vazgeçmiş olmaktan daha iyidir böylesi. Kafesin içinde bir aşağı bir yukarı dolaşan hayvan da, tampon tampona arabalarla gezmeye çıkanlara benzer.

Desmond Morris - ” İnsanat Bahçesi ”

Eski yaraların komik tarafı bu: Yeni bir kalp acısı olana dek bekler ve sonra, dünyanız değişerek uyandığınız o ilk günkü gibi keskin ve korkunç bir şekilde tekrar belirirler.
Lili St. Crow - ” Strange Angels ”

Eski yaraların komik tarafı bu: Yeni bir kalp acısı olana dek bekler ve sonra, dünyanız değişerek uyandığınız o ilk günkü gibi keskin ve korkunç bir şekilde tekrar belirirler.

Lili StCrow - ” Strange Angels ”

Bir şey ümit etmemenin rahatlığından başka barınacak ruhi bir köşem kalmamıştı.
Peyami Safa - ” Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ”

Bir şey ümit etmemenin rahatlığından başka barınacak ruhi bir köşem kalmamıştı.

Peyami Safa - ” Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ”

Ve işte bazen, hastayken, mutsuzken, aşıkken, fecibir kabus gördüğümüzde, genel olarak normdan uzaklaştığımız durumlarda iki kişi olduğumuzu açık seçik duyarız: Yani ben tek kişiyimdir ama içimde biri daha vardır. Bu gizemli “o” sık sık mırıldanır, bazen ağlar, içinden çıkıp uzak bir yere gitmek ister, canı sıkılır, korkar. Görürüz ki iki kişiyiz ve birbirimizden bıkmışız. Bilincimiz çift değil tek olduğunda bir hafiflik, özgürlük duyarız, manasız bir hayvan cennetine düşmüşüz gibi.
Andrey Platonov - ” Happy Moscow ”

Ve işte bazen, hastayken, mutsuzken, aşıkken, fecibir kabus gördüğümüzde, genel olarak normdan uzaklaştığımız durumlarda iki kişi olduğumuzu açık seçik duyarız: Yani ben tek kişiyimdir ama içimde biri daha vardır. Bu gizemli “o” sık sık mırıldanır, bazen ağlar, içinden çıkıp uzak bir yere gitmek ister, canı sıkılır, korkar. Görürüz ki iki kişiyiz ve birbirimizden bıkmışız. Bilincimiz çift değil tek olduğunda bir hafiflik, özgürlük duyarız, manasız bir hayvan cennetine düşmüşüz gibi.

Andrey Platonov - ” Happy Moscow ”

Neler çektiğimi anlatamam. Verdiğim sözden dönmemek için harcadığım gayretle birkaç Himalaya’yı devirebilirdim.
Cemil Meriç - ” Jurnal Cilt 2 ”

Neler çektiğimi anlatamam. Verdiğim sözden dönmemek için harcadığım gayretle birkaç Himalaya’yı devirebilirdim.

Cemil Meriç - ” Jurnal Cilt 2 ”

Eğer işleri zora koşarsanız, her şeyi siz yapmaya kalkışırsanız, birincisi iş yürümez ve ikincisi de ülser olursunuz! Ben kolay bir adamımdır. Küçükken annem “Stephen, eğer bir kız olsaydın sürekli hamile kalırdın” derdi. Bu sözünde doğruluk payı var.
Stephen King - ” Different Seasons ”

Eğer işleri zora koşarsanız, her şeyi siz yapmaya kalkışırsanız, birincisi iş yürümez ve ikincisi de ülser olursunuz! Ben kolay bir adamımdır. Küçükken annem “Stephen, eğer bir kız olsaydın sürekli hamile kalırdın” derdi. Bu sözünde doğruluk payı var.

Stephen King - ” Different Seasons ”